Adamızda inşa edilen eski binalar, sadece insanın kafasını
sokacak bir mekân olarak tasarlanmamıştı. Aynı zamanda kalıcı bir eser yaratmak
niyetiyle ve o zamanki yaşam şekline uygun olarak en ince teferruatı düşünülmüş,
her biri özgün birer sanat ürünü niteliğindeydi. Bu yapılardan oluşan caddeler
birer konut müzesini andırırdı. Birçok özelliklerinden dolayı da iki asırlık
kültür gelişimini önümüze seren, nadide ahşap el işçiliğiyle bezenmiş çok özel
bir devrin kozmopolit yaşam psikolojisini yansıtmaktaydılar.
Anane haline gelen, akrabaların Ada’da buluşup hasret
gidermeleri bir vuslat olayıydı. 1900 ile 1930 yılları arasında adalarımızda
ikamet etmek üzere bazı yakın akrabalar, ‘ikiz evler’ inşa ettiler. Bunların
yan yana ve benzer yapılmalarının temelinde, hayatı paylaşmak, kışın şehirde
fazla görüşemeyen kardeş ve kuzenler arasında baharın gelmesiyle sıcak ve yakın
ilişkileri tekrar kurmak, kabile yaşamından kalan özentiyle bir mevsimi beraber
geçirmek içgüdüsü, birlikte yaşama kültürünü devam ettirmek, aile efradıyla
buluşma arzusu, hasret ve sevinci beraber kutlamak, geleneksel pelerinage
(kutsal yere kavuşmak) ananesini unutmamak gibi çeşitli sebep ve gayeler vardı.
Bu hedefle adalarımızda ahşaptan inşa edilmiş benzersiz birçok ‘ikiz ev’
bulunmaktadır.
Dikkat edilirse, halen eski binaların zemin katlarında, sokağa
paralel upuzun taraçalar bulunur. Aile bireyleri orada bulunan kanepelerde
oturup gelip gideni seyreder, çay-kahve içip tavla oynar, yoldan geçen tanıdıklarla
yârenlik (ahbapça çene çalmak) ederdi. Odanın süsünü sergilemek için de teras kapısı
ardına kadar açık tutulurdu. Çok defa, sokaktaki ahbap, ayakta kalmasın diye taraçaya
oturmaya davet edilirdi. Kahvehane köşelerine gitmek istemeyen mahalleliler, bu
tür taraçalı zemin katlarda oturanlarla dostluk kurarak arkadaş grupları oluştururdu.
Büyük taraçaların bulunmadığı daha sıradan evlerde ise dış
kapının girişinde uzun basamaklar olurdu. Oraya da yastıklar serilir, üzerine yerleşen
konu komşu aynı sıcak muhabbeti yapar, çaylarını yudumlardı. Restore edilmiş birçok
eski binada bu tür taraça ve basamaklar bugüne kadar muhafaza edilmişse de, bir
opera balkonunda otururmuşçasına gelip geçeni seyreden yok artık. Bu mimari
öğenin fonksiyonu olan, yakınında bir dost hissetme ve insan sıcaklığıyla yan
yana yaşamak zevki, çoktan unutuldu.
Bazı Ada evlerinin bir de kulelileri vardı. Kuzey ülkelerinde,
uzun bir ayrılıktan sonra savaştan, deniz yolculuğundan veya balık avından dönecek
erkeklerini oradan kollayıp beklemek, görüldüklerinde cemaate duyurmak ve sahile
koşarak gelenleri törenle karşılamak için inşa edildiği söylenir. Bazı kuleler ise
rasathane olarak kullanılırmış. Adamızda hangi fonksiyon için yapıldıkları meçhuldür.
Fakat her halükarda çok güzel mimari siluetleri var.
Yine Adamızın diğer bir dekoratif özelliği, kapı ve pencere üstlerini
süsleyen değişik renkteki dama şeklinde dizilmiş cam karelerinden yapılmış vasistaslardır.
En mükemmel örneğini 1899 yılında İzmitli Mimar Mihran Azaryan’ın inşa ettiği eşsiz
güzellikteki Büyükada İskelesi’nde görürüz. Gazino olarak tasarlanan iskelenin üst
katı, 1950 yıllarında Turan Aziz Beler tarafından sinema olarak kullanılmıştı. Büyükbabamın
evinde dahi renkli vasistaslar vardı. Ben de bu tür dekorasyona özenerek, evimde
bir kapının üstünü 15 x 15
santimetre karelik değişik renkteki camlarla süsledim.
Geçen asrın sonlarına doğru, kalabalık ailelere ait birçok ihtişamlı
ahşap yapı yakılarak veya yıkılarak, yerlerine beton apartmanlar dikildi. Tarihî
eser niteliğinde olanların ise içleri oyuldu, boşaltılan yerlerine minnacık
daireler sıkıştırıldı ve oldukları yerde ‘çok konutlu’ bina oluverdiler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder