Küçücük şımarık, narin deniz taksilerimiz ise çok bakımlıydı.
İskelemizin iki tarafında bulunan ve bu sandallara inen basamakların bitiminde,
yan yana dizili olarak müşteri beklerlerdi. Çarpıcı süslerle bezenmiş bu zarif sandallardaki
kayıkçılarımız, vapurdan çıkacak Adalıyı deniz yoluyla kürek çekerek Maden veya
Nizam sahillerindeki yalısına veya denize yakın olan evine götürürdü. Üniformaları,
beyaz gömlek ve siyah pantolon olan bu kürekçilerin pazıları sert, ayaları ve parmakları
nasırlı olmasına karşın, tekne dekorasyonuna son derece ihtimam gösteren ince zevk
sahibi ve nüktedan kişilerdi.
Sandallarında el işi motiflerle süslenmiş döşekler, yumuşak yastıklar,
güneşe karşı korunmak için saçaklarından renkli püsküller sarkan tenteler vardı.
Mehtaplı gecelerde, bu tenteler sökülür, deniz sefasına çıkan Ada sakinleri, yıldızların
altında, suların şen şırıltısı, civarinanın
(gelip geçici hafif rüzgârın) tatlı esintisi ve yakamozların pırıltısıyla aşka gelip
gazel okur, şarkı söylerlerdi. Rüzgârsız gecelerde, bu tatlı nağmeler tepedeki evlere
kadar ulaşırdı.
Böyle dolunay günlerinde faytonlarımızda da hummalı bir hareketlilik
olurdu. O gece için kullanılabilecek en gözde arabalar, siyah pala bıyıklı ve fötr
şapkalı Arif Ağa’nın veya beyaz pala bıyıklı ve beyaz kaptan kasketli Barba Koço’nun,
son derece bakımlı, pırıl pırıl yaldız boyalı, her daim özenle tımar edilmiş ve
iyi beslenmiş iri atların çektiği şahane lüks faytonlarıydı.
Bu iki örnek arabacı, Ada sosyetesi tarafından kapışılırdı. Randevu
için arabacılar kâhyası Bilâl Ağa’ya müracaat şarttı. Araba kâhyalığından sonra
1954 ile 1994 yılları arasında, kırk yıl gibi ender rastlanan rekor uzunlukta ve
zor bir devrede, Nizam mahallemizin muhtarlığını yapan Bilâl Ertürk Ağa, aynı
zamanda yakınlarda kaybettiğimiz ressam/yazar dostum rahmetli Ferruh Ertürk’ün
de babasıydı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder